Hermes'in Güncesi

bla bla bla

  • Home
    Home This is where you can find all the blog posts throughout the site.
  • Categories
    Categories Displays a list of categories from this blog.
  • Bloggers
    Bloggers Search for your favorite blogger from this site.
  • Login
    Login Login form

Yansıtma Kuramı 2

Posted by on in Eleştiri Kuramları
  • Font size: Larger Smaller
  • Hits: 1614
  • Subscribe to this entry
  • Print

Eleştiri Kuramları

Yansıtma Kuramı 2

Kendisi bir taklid, (yansıma) (mimesis) olan bu duyular dünyasının bir kısmı (unsurlar, hayvanlar, bitkiler, insanlar v.b.) Tanrı tarafından, bir kısmı ise (binalar, âletler, eşyalar v.b.) insanlar tarafından meydana getirilmiştir. Fakat gerçekçilik derecesi bir kopyanınkinden de aşağı alan şeyler vardır. Tanrının eserleri arasında yalnız doğal nesneler yoktur, bir de bunların yansıları vardır : parlak yüzeylerde (örneğin suda) nesnelerin yansıları gibi. Bunlara Platon eidola (görüntü, image) diyor. Eidola'-ların gerçeklik derecesi büsbütün azdır. Duyular dünyasının kendisi idealann bir kopyası olduğu için gerçeklikten bir derece uzaklaşmıştır zaten, eidola'lar ise duyular dünyasındaki nesnelerin kopyaları olduğu için idealann kopyasının kopyasıdır.

Sanata gelince, resim de şiir de eidola'lar gibi duyular dünyasındaki nesnelerin, insanların yansılandırır. Bundan ötürü Platon sanatın yansıtma (mimesis) olduğunu söyler. Mimesis, Platon'u Batı dillerine çevirenleri ve Pla-ton'u inceleyen felsefecileri çok uğraştırmış olan bir sözcüktür. Türkçede de tam karşılığını bulmak imkânsız, çünkü Platon'da bu sözcüğün tam ve kesin bir anlamı yok. Kullanıldığı yere göre anlam bazen genişler bazen daralır?, ve Türkçede bunların hepsini aynı sözcükle karşılayamayız, Biz burada mimesis'e karşılık, yetersiz olduğunu bile bile 'yansrtma' sözcüğünü kullandık, çünkü bizi ilgilendiren özellikle edebiyattır ve edebiyat eserinde dünyanın, insanların, hayatın yansımasından söz etmek 'tak-lid'den daha uygun göründü bize.

Neyi yansıtır sanatçı? Yine Devlet diyaloguna dönerek ressamın ve şairin yaptığı işi Platon'un nasıl anladığına bakalım. Sokrates'in Glaukon ile konuşması şöyledir :

—  ... İstersen bir ayna af eline, dört bir yana tut. Bir anda yaptın gitti güneşi, yıldızları, dünyayı, kendini, evin bütün eşyasını, bitkileri, bütün canlı varlıkları.

—  Evet, görünürde varlıklar yaratmış    olurum, ama hiç bir gerçekliği olmaz bunların.

—  İyi ya, tam üstüne bastın işte düşüncemin; çünkü bu türlü varlık yaratan ustalar arasına ressamı da koyabiliriz, değil mi?

—  Koyabiliriz tabiî.

—  Yaptığı  şeyin gerçekliği yoktur    diyeceksin, ama ressamın yaptığı sedir de bir çeşit sedir değil midir?

—  Evet görünüşte bir sedir onunki de.

—  Ya dülgerin yaptığı? Biraz önce demiştin ki dülger sedir ideasını, yani    bizce aslını, özünü yapmaz, bir çeşidini yapar

—  Sedirin  aslını  yapmadığına göre, gerçeğini  değil, gerçeğine      benzeyen   bir   örneğini   yapmış   olur,   (596e 597a).

Böylece gerçeklik dereceleri gittikçe azalan üç sedir gelir meydana- Birincisi sedir ideası (Platon bu diyalogda bunun Tamı tarafından yapıldığım söylüyor), ikincisi onu taklid eden dülgerin ya da marangozun yaptığı sedir; üçüncüsü ise marangozunkini kopya eden ressamın yaptığı sedir. Yani kopyanın kopyası. Edebiyat için de durum aynı.

— «Tragedya şairinin de yaptığı bu değil mi? Benzetme değil mi onun da yaptığı? O da kuraldan, yani doğrudan, üç sıra aşağıdadır öyleyse, bütün benzetmeciler gibi» (597c).

Ressamın renklere yaptığını şair sözcüklerle yaptığına ve şu gördüğümüz duyular dünyasını yansıttığına göre kopyanın kopyasını sunuyor demektir. Sanat eserleri gerçekliği yansıtmaz, bizi hakikate doğru iletmez; tersine hakikatten uzaklaştırır bizi. Asıl gerçekliği değil de şu görünen yüzeysel gerçekliği yansıtan sanatçı hakikatten uzaklaşan bir adamdır. însanm amacı idealara yönelmek olmalıdır, oysa sanatçı bizi ters yola götürüyor. Devlet'in Onuncu kitabında Platon işte bu açıdan sanata karşı çıkmaktadır.

Şairin veya yazarın, bize doğruları sunamamasının bir başka sebebi de, yazdığı şeyler hakkında yetkiyle konuşacak durumda olmamasıdır. Platon sanat sorununu incelerken edebiyatı daima felsefeye rakip gibi görmekte ve felsefeden çok aşağı olduğunu ispat için çabalamaktadır. Özellikle Homeros'u Yunan'da bir bilgi kaynağı sayan, nasıl davranılacağını onun öğütlerinden, verdiği örneklerden öğrenmek gerektiğine inanan bir gelenek yerleşmişti adetâ- Eserleri eğitimde önemli rol oynardı. Platon bu inancı yıkmak azmindedir, ve edebiyatın bize gerçek bilgi sağlıyamıyacağı gibi ahlâk bakımından da zararlı olduğunu belirtmek ister.

Savaş, devleti yönetme, insanları eğitme, yetiştirme gibi önemli konularda Homeros'un ve diğer şairlerin, sanıldığı gibi kimseye yol göstermiş olmadıklarını; hiç bir devletin, düzeninde yaptığı değişikliği onlara borçlu olmadığını; Solon gibi kanunlar getirmediklerini; savaşların onların öğütleriyle kazanılmadığını; adam yetiştirmediklerini , koyar ortaya. Zanaatkarların da ne yapmak istedikleri hakkında sahip oldukları bilgiden yoksundur sanatçılar, çünkü onlarınki gerçek bir sanat bile değildir; olsa olsa benzetmedir (8).

Aynı konuyu ton'da da ele alır Platon. Şairlerin kendilerine özgü bir bilgi alanı yoktur. Sözünü ettikleri şeyleri doğru olarak bilenler başkalarıdır. Nasıl araba sü. rüleceğini bilen arabacıdır; dalgalar arasında kalmış bir geminin kaptanı bilir ne söyleneceğini. Böylece, îon'da birbiri ardına, her türlü teknik alanda şairin yetkisiz ol~ duğu öne sürülür. Her ne kadar bir ara ton, ozanın kendine özgü alanı alarak genel insan tabiatını göstermeye yeltenirse de Sokrates meseleyi teknik ve bilimsel bilgiler tarafına sürükler.

îon diyalogunun esas konusu ise şairlerin nasıl yazdıklarıdır. Platon, Sokrates'in ağzından ozan İon'u sorguya çekerek şairin akla dayanmadığını, bir nevi vecd içinde, kendinden geçmiş olarak, ilhamla şiir yazdığını belirtir. Yazdığının anlamını kendi de bilmez- Platon İon'da şairlerin bu özelliğini olumlu bir şey saymaz aslında. Alay etmektedir daha çok. Fakat şunu da söylemek gerekir ki bu aklı aşma yeteneğini olumlu bir yöntem saydığı diyaloglar da vardır.

Platon'un gerek Devlet ve gerekse İon'da açıkladığı fikirlerine göre edebiyat öğretici olamaz, bize gerçekleri bildirmez; şairler de gerçek bilgiye sahip olmayan benzet-meci kişilerdir.

Edebiyatın etkileri sorununa gelince; Platon bunlar üzerinde uzunca durur. Esas amaç idealan bilmek olduğuna, ve güzellik ideası da önemli bir yer tuttuğuna göre insan bekler ki sanat eserindeki güzellik, güzellik idea-sma (to kalon) bir basamak teşkil etsin. Oysa Platon bu noktayı geliştirmiyor. Yer yer sanatın güzelliğinden övgüyle söz ederse de bu daha çok mimarî ve heykeltraşlık sanatları içindir. Güzellik nedir? sorusunu tam olarak cevaplandırmaz ama genellikle orantı, ölçü, denge gibi özelliklerin güzelliği sağladığı inancındadır- Edebiyat ise bu açıdan ele alınmaz, topluma etkisi bakımından ele alınır. Zaten o çağlarda 'sanat' ve 'sanatçı' kavramları bugünkü anlamlarını taşımıyordu. Sanat eserinin güzelliği sayesinde estetik zevk uyandırması düşüncesi gelişmemişti. Gerçi insanoğlu ilkel çağlardaki mağara resimlerinden tutun da çeşitli çağlarda yaptığı eşyada, âletlerde, taş oymalarmda, çömleklerde, kumaşlarda büyük bir sanat anlayışı, biçim endişeleri göstermiştir ama bütün bu eserler belli bir işte kullanılmak üzere yapılırdı; sırf güzelliğinden zevk alınacak bir sanat eseri kavramı henüz belirmemişti bile. Mısır sanatı üzerinde yetkiyle konuşanlar, Mısırlıların yarattıkları sanat eserleriyle sanat açısından ilgilenmediklerini söylüyorlar. Bunlar mezarlara konan, ya da insanları ölümsüz kılmak için yapılan şeylerdi. Eski Yu-nan'da da sanat eserinin uyandırdığı estetik yaşantının, sanat eseri yaratmak için yeterli bir sebep olabileceği düşüncesi henüz başlamamıştı.

Platon da edebiyatın toplumdaki rolünü ve yaptığı etkileri önemli bulur. Devlet'in üçüncü kitabında gençlerin nasıl yetiştirileceğini ve eğitileceğini tartışırken şiirlerde ve masallarda zararlı etkiler yaratabilecek parçalar üzerinde durur. Tanrıların ve büyük kahramanların onlara yakışmayacak davranışlarda bulunmaları, ağlayıp sızlamaları, yalan söylemeleri, ahlâksızlık etmeleri, kötü insanların mutluluğa kavuşmaları gençlere fena örnek olur- Bu gibi parçalar eserlerden çıkartılmalıdır.

Platon eserlerde yer alan bu uygunsuz parçalardan başka bir de belli türlerin zararlı olduğu kanısındadır. Şiirleri anlatım yöntemi bakımından üçe ayırır. 1) Şair söyleyeceklerini kendi ağzından söyler, anlatır. O çağdaki dithyramb'lar bu türe örnektir. 2) Mimesis yöntemine dayanan eserler, yani tragedya ve komedya. Bunlarda şair, kendi ağzından konuşmaz eserdeki kişilerin ağzından konuşur, onları taklid eder. Burada mimesis çok daha dar anlamda, başka birini temsil etme (impersonation) anlamında kullanılmaktadır. 3) îki yöntemin karışık olarak kullanıldığı destan (epos) türü. Bu defa şair kâh kendi anlatır hikâyeyi kâh kişileri konuşturur (9).

Son iki türü zararlı bulur Platon, çünkü bunlarda taklid işe karışmaktadır ve taklid edilen kişiler, çoğunlukla özenilecek kişiler değildir. Korkakları, sarhoşları, köleleri, delileri taklid ede ede taklid edilen şeye alışır. «Bu alışkanlık da bedeni, konuşmayı, görüşleri değiştiren ikinci bir tabiat olur» 10. Bundan ötürü bu gibi eserleri yazanın da, oynayanın da, seyredenin de, okuyanın da kişiliği zarar görür.

**L Platon'un son bir itirazı daha var edebiyata. Edebiyat bizim duygusal yanımıza hitab eder. Coşkun heyecanlarla davranan kişiler bizi çeker ve heyecanlandırır. Oysa dengeli insan, bilge kişi, aklını kullanarak duygularını dizginlemesini bilen kişidir. Bir felâketle karşılaştığımızda acımızı belli etmemek için dişimizi sıkarız, çünkü erkek adama yaraşan budur. İşte bundan ötürü duygu yanımızı coşturan edebiyat kişiliğimizi bozar. «Tutku gibi, öfke gibi içimize hoş veya acı gelen ve ister istemez gündelik hayatımıza giren duygular şair benzetmesinin etkisi altında kalmaz mı? Benzetme bu duyguları kurutacak yerde sulayıp besler, dizginlenmesi gereken tutkulara içimizin dizginlerini verir, böylece de iyi ve mutlu olmamıza değil, kötü ve mutsuz olmamıza yol açar»ii-

Edebiyatın, tiyatronun insanlar üzerinde derin etkileri olduğunu bildiği içindir ki Platon Devlet diyalogunda ideal bir toplum kurmaya çalışırken bunların eğitimde nasıl bir rol oynayacağını inceden inceye araştırır. Sonunda, ancak Tanrıları ve iyi insanları öven eserlere yani güdümlü bir sanat faaliyetine razı olarak, daha önemli saydığı amaçlar uğruna, ne kadar hoş olursa olsun mevcut sanata kapıları kapatır. Kısacası Platon'a göre zamanındaki edebiyatın işlevi kötüye işlemektedir ama sanatçıları sansüre tâbi tutarak, güdümlü bir sanat sağlanabilirse o zaman edebiyatın işlevi de hayırlı olur.

Platon'un edebiyata itirazlarını özetlemek istersek bunların başlıca iki yönden yapıldığım söyleyebiliriz: 1) Bilgisel yönden. 2) Ahlâk yönünden. Bilgisel yönden itirazı iki temele dayanıyor:

a)    Şair , bizi, asü gerçekliği teşkil eden idealardan uzaklaştırır.

b)    Şairin yetkiyle konuşacağı hiç bir konu yoktur. Ahlâk yönünden olan itirazları da üç temele dayanıyor :

a)  Eserlerde gençlere fena örnek olacak parçalar var.

b)    Tragedyalarda ve destanlarda kötü kişileri tak-lid ederek temsil etme fena etkiler bırakır.

c)    Edebiyat, dizginlememiz gereken duygusal yanımızı coşturur.

 

7 Bk: Richard Mckeon, «Literary Criticism and the Concept of Imitation in Antiquity Critics and Criticism, ed. R.S. Crane, (Chicago University Press).

8   Bk: Devlet 601a - 602c.

9   Devlet, 393a - 394c.

10    Ay. es., 395c.

11    Ay. es., 606d.

Rate this blog entry:
4
Acikogretim edebiyat bitirdi, ogretmen, bilgisayar bagimlisi, siirsever insan. Tek dersi 100 ulke gezmeden olmemek.

Achievements

  • No comments made yet. Be the first to submit a comment

Leave your comment

Guest
Guest Cumartesi, 22 Temmuz 2017