Ders özetleri ve deneme sınavları için tıklayın.

 

1. Dönem Ders Özetleri                                   2. Dönem Ders Özetleri
3. Dönem Ders Özetleri                                   4. Dönem Ders Özetleri
5. Dönem Ders Özetleri                                   6. Dönem Ders Özetleri
7. Dönem Ders Özetleri                                   8. Dönem Ders Özetleri

 

Facebook Grubumuza Katılıp Ders Çalışmak İçin Tıklayınız.

                     

Facebook Grubumuza Katılmak İçin Burayı Tıklayın

"Nereye gidersen git bulacağın aydınlık
Zihninin aydınlığı kadardır"

  • Home
    Home This is where you can find all the blog posts throughout the site.
  • Categories
    Categories Displays a list of categories from this blog.
  • Bloggers
    Bloggers Search for your favorite blogger from this site.
  • Login
    Login Login form

Batı Edebiyatında Akımlar 2- 1. Ünite

Posted by on in BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR II
  • Font size: Larger Smaller
  • Hits: 6929
  • Subscribe to this entry
  • Print
Empresyonizm (İzlenimcilik) ve Ekspresyonizm(Dışavurumculuk) EMPRESYONİZM ANLAMI VE TANIMI “Empresyonizm” kelimesini ilk olarak gazeteci Louis Leroy,1874’de açılan bir sergi hakkında yazdığı yazıda kullanmış ve Claude Monet’nin sergideki resimlerinden birinin isminden (İmpresyon-İzlenim/Gün Doğumu, 1872) alınmıştır. Sembolizmle hemen hemen aynı dönemde görülen sanat/edebiyattaki empresyonizm akımı,XIX. yüzyılın sonunda Fransa’da doğmuş, oradan da bütün Avrupa ve dünyaya yayılmıştır. Çok büyük ölçüde resim sanatına has bir akım veya bir tarz/anlayış olan empresyonizm, edebiyatta da -özellikle şiir ve tiyatroda- kendisini hissettirmiştir.Empresyonizm; XIX. yüzyılın son çeyreğinde realizm, natüralizm ve parnasizme tepki olarak doğup gelişen ve dış gerçekliğin sanatkârın ruhunda bıraktığı izlenimlerin anlatımını esas alan biR sanat/edebiyat akımıdır. EMPRESYONİZMİN DOĞUP GELİŞTİĞİ ORTAM Empresyonizmin doğuş ortamını, öncelikle insanı fizyonomi, irsiyet ve çevrenin ürünü kabul edip onun iradesini inkâr eden natüralizm; çok büyük ölçüde dış gerçekliğe takılıp kalan realizm; şiiri, sanatkârın duygu ve duyarlığından uzak, soğuk bir mermer pürüzsüzlüğüne indirgeyen parnasizm gibi akımlara ve bu akımlar çevresinde oluşan sanata duyulan tepkide aramak gerekir. Buna, hayatı ve insanı akıl, madde ve ilimle sınırlayan pozitivist, determinist ve materyalist felsefeleri de ilâve edebiliriz. EMPRESYONİZMİN SANAT/EDEBİYATTAKİ İLKE VE NİTELİKLERİ İzlenimlerin Anlatımını Esas Alma: Empresyonizm, gerek resim gerekse edebiyatta bütünüyle sanatkârın görme duyusu ile iç dünyası arasındaki ilişkiye dayanan bir sanat anlayışıdır.Empresyonistlerin bu özlemlerinin arkasında ise, Andre Gide’in Dünya Nimetleri adlı eserinde, Descartes’ın “Düşünüyorum öyleyse varım.” yargısıyla formüle ettiği akılcılığına tepkisini ifade eden “Hissediyorum öyleyse varım.” anlayışı vardır. Zira empresyonizm, dış dünyayı realizm, natüralizm ve parnasizmde olduğu gibi gerçek çizgileriyle ve objektif olarak sanata taşımayı değil, dış dünya, doğa ve nesnelerin insan/sanatkâr üzerinde bıraktığı izlenimler çerçevesinde yansıtmayı esas alır. Sanatkâr için önemli olan, dış dünyanın gerçeği veya bu gerçekliğin nesnel bir şekilde ifadesinden çok önce, dış gerçekliğin kendi üzerinde bıraktığı izlenimlerin ifadesidir. Resimde Empresyonizm: Empresyonist ressam, genellikle bilinen kuralları aldırmaksızın kendi şahsî izlenimlerine göre nesneleri resmetmeyi gaye edinir. amaç, ışığın değişen etkilerini yakalamak, bundan doğan renk ve şekil cümbüşünü bütün canlılığı, yakınlığı ve yoğunluğu ile yansıtmaktır. Empresyonist ressam, kalıcı ve statik olanın değil, geçici ve dinamik olanın peşindedir. Bu arzusunu o kadar ileri götürür ki, resim sanatına resim dizisi kavramını sokar. Yani bir ağacın, bir evin veya bir vadinin şafak vaktinden akşamın karanlığına kadarki zaman içinde geçirdiği renk, ışık, şekil serüvenini, peş peşe yapılan birden fazla resimle seyircisine göstermek ister. Empresyonist ressamlar en çok dalgaları, su yüzeyini, denizi, gökyüzünden ayı- ran ufuk çizgisini, şekilleri devamlı değişen bulutlarıyla gökyüzünü, akan nehirleri, güneş ışığının pırıltılı oyunlarını, karın gözleri kamaştıran parlaklığını resmetmeyi severler. Böylece daha önceki dönemlerin din, mitoloji ve tarih konulu resim sanatı değerinden çok şey kaybederken manzara resimleri kesin hâkimiyetini ilân eder. Edebiyatta Empresyonizm: Empresyonizm akımı, edebiyatın şiir ve tiyatro türlerinde belli ölçüde etkili olmuştur. empresyonist şiir, dış dünyanın, sanatkârın iç dünyası perspektifinden görünüşünün ifadesidir. Bu tutum, doğal olarak - romantizmde olduğu gibi- sanatta sanatkârın önem kazanması ve merkeze alınması demektir. AĞAÇ Gün bitti. Ağaçta neş’e söndü. Yaprak ateş oldu. Kuş da yakut. Yaprakla kuşun parıltısından Havzın suyu erguvâna döndü. Haşim, hayatın şekillerini (her türlü varlık, olay ve durum), aracısız ve çıplak bir göz gerçekçiliği ile değil, “hayal havzu” perspektifinden seyreder. Bu sebeple yeryüzünün taş ve bitkileri (her türlü varlık, olay ve durum) ona, renkli birer akistirler. Sanatkârın iç dünyasında hayat bulan izlenimleri esas alan empresyonistler, şiirlerinde şekle ve kafiyeye önem vermezler. Ayrıca onlar, sanat için sanat ilkesine bağlı olduklarından sanatın sosyal bir görev üstlenmesine karşı çıkarlar. EMPRESYONİSTLER VE ESERLERİ Adı geçen sanatkârlar ve eserleri, yüzde yüz bu akım sınırları içinde değerlendiriliyor şeklinde anlaşılmamalıdır. Paul Verlaine (1840-1896): Fransız şairi. Eserleri: Zuhal Şiirleri, Âşıkların Bayramı, Güzel Şarkı, Sözsüz Romanslar, Usluluk, Beddualı Şiirler, İtiraflar, Amours, Şiir Sanatı. Arthur Rimbaud (1854-1891): Fransız şairi. Eserleri: Cehennemde Bir Mevsim, İlhamlar, Asılmışlar Balosu, Şaşkınlar, Vadide Uyuyan Adam,Sarhoş Gemi, İlluminations, Bütün Şiirler. Rainer Maria Rilke (1875-1926): Alman şairi. Eserleri: Chistoph Rilke’nin Aşk ve Ölüm Şarkısı, Yeni Şiirler, Resimler Kitabı, Malke Laurids Brigge’nin Notları,Duino Mersiyeleri. EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK): “EKSPRESYONİZM”İN ANLAMI VE TANIMI Ekspresyonizm; XX. yüzyılın başında sanatkârın kedi iç dünyasını gözlemlemek suretiyle elde ettiği gerçeği açığa çıkarması, dışa vurmasını esas alan, bireyselci bir sanat/edebiyat akımıdır. “Ekspresyonizm”in kelime olarak kullanılışı 1850’lere kadar inmesine rağmen, kavram olarak ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı;tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar, kavramın ilk olarak Almanya’da Wilhelm Worringer tarafından 1911’de; bazıları ise Paul Cassier tarafından 1910’da kullanıldığını iddia etmektedirler. Bununla birlikte ekspresyonizm kavramı ve akımının kamuoyuna mal olması 1910’lu yıllarda; yaygınlaşması ise 1916’lardadır. Akım 1925’lere kadar varlığını sürdürmüştür. EKSPRESYONİZMİN DOĞUP GELİŞTİĞİ ORTAM Birinci Dünya Savaşı öncesi yıllarda Almanya’da doğan ve savaş yıllarında gelişip diğer ülkelere de yayılan ekspresyonizm, bunalan Avrupa’nın yeni arayışlarından birisidir. Bu sebeple onun temelinde, huzursuzluk ve tedirginliğin yarattığı başta “yeni insan” olmak üzere yeni bir dünya, yeni bir sosyal yapı, yeni bir gerçek, yeni bir sanat arayışı veya özlemi vardır. Sanatı bilimsel kadercilik veya görünenle sınırlayan natüralizmden an’ın geçici izlenimlerini esas alan empresyonizme; Sanayi Çağının anlamsızlaştırdığı veya bütünüyle maddîleştirdiği hayattan burjuva ahlâkına; savaşın getirdiği yıkımlardan ekonomik dengesizliklere kadar, içinde yaşanılan hayatın bütün değer ve müesseselerine yö- neltilen bir tepki hareketi. Bir başka ifadeyle ekspresyonizm, yalnızlaşan aydın insanın ruh çığlığıdır. hem Richard hem de Sheppart’ın çözümlemelerinde vurguladıkları gibi savaşın yıkıcılığı, sanayileşme ile keskinleşen vahşi kapitalizmin günlük yaşamdaki yabancılaşma etkisi (alliniation) ve bir yandan Avrupa’da gittikçe yükselen ırkçılığın (antisemitizm) yarattığı kaotik ortam ekspresyonistleri ‘aydın sorumlulu- ğu’ ile çözüm aramaya yönlendirmiştir. Bu dönemde sözü edilen ‘birey’ tam da Kafka’nın ‘Dönüşüm’ (Die Verwandlung) adlı yapıtındaki Gregor Samsa gibidir. Gergor Samsa’nın bir sabah kendini bir böceğe dönüşmüş olarak bulması devlet, toplum, aile gibi kurumlar arasında kendine yabancılaşan bireyin sembolü haline gelmiştir. Daha da acısı Samsa’nın ne kadar yabancılaştığının bilincinde olmamasıdır. ‹şte ekspresyonistler Kafka’nın metaforik olarak tanımladığı 1900’lü yıllardaki insanın bu acınası halini sık sık eserlerine konu etmişler; bütün sorunlara çözüm olarak ‘yeni insan’ı önermişler ve bu yeni insanın yaratılmasında yol gösterebilecek beş şahsiyeti model olarak benimsemişlerdir: Bunlar; ‹sa, Darwin, Nietzche, Marks ve Freud’tur. Meselâ ‹sa, barış içinde, hoşgörü, sevgi ve kardeşliğin esas olduğu bir dünya Franz Kafka (1883-1924)istemiş; dolayısıyla yeni bir insan peşinde olmuştu. Ancak daha sonraki Hristiyanlık veya Hristiyanlar yüzyıllar boyu ona ihanet etmiş; onun arzuladığı insan veya dünya idealini unutmuşlardır. Bunun için ekspresyonistler, Hristiyanlıktan çok Marksizme veya sosyalizme yakınlık duymuşlar; bununla Hristiyanlığı uzlaştırmaya çalışmışlardır. ‹nsanın iç dünyasındaki değişim inancı, onları Darwin’in evrim düşüncesine yaklaştırmıştır. Eğer insan değişir, savaşma, sömürme, hâkim olma, tahakküm etme içgüdüsünden vazgeçerse, ancak o zaman mutlu olabilirdi. Öte yandan ekspresyonistlerden bazıları Freud’un düşüncelerine bel bağlarlar. Çünkü Freud’a göre, insanları felâkete götüren temel faktör, insanın birçok duygularının, özellikle cinselliğinin, ahlâk, din, töre adına toplum tarafından kısıtlanması veya yasaklanmasıydı. Bu düşüncelerle dine, töreye, toplumun değerlerine, aristokratlara, burjuvalara saldıran ekspresyonistler, kendilerinin inandıkları yeni insan tipini öne çıkardılar. Onların en büyük derdi, insanoğlunun geleceği idi. ‹nsanlar, hangi ortamda ve nasıl kardeşçe, kavga etmeden, birbirlerini öldürmeden yaşayabilirdi? Ekspresyonistlerin eserlerindeki derin huzursuzluğun kaynağında bu soru yatar. EKPRESYONİZMİN SANAT/EDEBİYATTAKİ İLKE VE NİTELİKLERİ İç Gerçeği Esas Alma: ekspresyonizm, öncelikle yeni bir gerçek anlayışını gündeme getirir. Bu gerçek, ne realist ve natüralistlerin inandıkları maddî ve görünenle sınırlı bir gerçek, ne sembolistlerin inandıkları maddenin ardındaki gizli gerçek, ne de Eflâtun’un inandığı ideler âlemindeki gerçektir. Gerçek, başka bir yerde değil, sanatkârın içinde veya ruhunda gizlidir. Yani nesnel değil, öznel ve içseldir. O zaman sanatın veya sanatkârın biricik amacı, zaman ve mekân sınırlarını aşıp iç gerçeklik’i ifade etmektir.Dışarıdan görünen ger- çek özgün olamaz. Gerçek bizim tarafımızdan yaratılmalıdır. Nesnenin anlamı onun görüntüsünün arkasında saklıdır. Bir olaya inanarak, onu düşleyerek ya da belgeleyerek doyuma eremeyiz. Verilmesi gereken dünyanın görüntüsünün arınmış, lekesiz bir yansımasıdır. Bu da yalnız kendi içimizde bulunmaktadır.” (Richard) İç Gözlem ve Dışavurumu Önemseme: Sanatın amacı ve görevi, sanatkârın kendi iç dünyasını gözlemesidir. Bu sebeple ekspresyonist, dış dünyada bulamadığı mutluluğu kendi iç dünyasında arayan ve bulduklarıyla dış dünyayı değiştirmek isteyen bir insandır. Kısacası ekspresyonizme göre sanat, sanatkârın duygularını, sezgilerini, izlenimlerini ve düşüncelerini açığa çıkarması veya gözler önüne sermesini esas alan, dışavurumcu estetik bir faaliyetidir. Bireysellik ve Soyutlama: Gerçeği, sanatkârın iç dünyasında bulan, bu sebeple iç gözlem üzerinde yoğunlaşan ekspresyonizm, doğal olarak bütünüyle ferdiyetçidir. Bu noktada insanı içinde yaşadığı toplumdan; hatta kendisinden bile soyutlar. Geriye sadece iç ben/ruh kalır. Ancak bu insan, klâsisizmin evrensel insanından çok farklı, canlı bir ruhtur. Ekspresyonizm, gerçek anlayışı, iç gözlem üzerinde yoğunlaşması ve insanı soyutlaması ile aslında bir kaçış akımıdır. Sanatkârın kendi iç dünyasına ve bu dünyada şekillendirdiği hayaller ve soyut ideallere kaçış... Sanat/Edebiyata Fayda ‹şlevi Yükleme: Yeni bir insan, yeni bir dünya peşinde ve amacında olan ekspresyonistler, faydalı ve eğitici bir sanat anlayışına sahiptirler. Kimi zaman ümitli, kimi zaman da karamsar bir ruh hâli sergileyen ekspresyonistler, bu açıdan kendilerini reformcu olarak görürler. Amaçları okuyucuyu eğ- iç gerçekliğine yö- nelen insan, toplumdan; hatta kendinden bile soyutlanmıştır. Kendini diğer insanlar ve toplumun gerçeklerinden büsbütün soyutlayan bir sanatkârın toplumculuğu tartışma götürür. fiiir ve tiyatro türlerinde dikkati çeken ekspresyonizm, toplumun gerçeklerine sırt çevirmiş olması sebebiyle pek başarılı olamamıştır. Meselâ acımasız parodiler, karikatürü aşan abartılar, kaba saptırmalarla dolu tiyatro eserleri, pek itibar görmemiştir. Kısacası; Birinci Dünya Savaşı kuşağı olan ekspresyonistler, ne savaşın problemlerini çözme ne yeni insanı gerçekleştirme ne yeni ve güçlü bir estetik program ortaya koyma ve ne de bu çerçevede güçlü eserler verme konularında yeterince başarılı olabilmişlerdir. EKSPRESYONİSTLER VE ESERLERİ Heinrich Mann (1875-1955): Alman yazarı. Eserleri: Bir Aile İçinde, Tembeller Ülkesinde, İmparator, Üç Dakikanın Romanı, Kapının Önünde Yürüyüş, Kavallar ve Hançerler, Kral Dördüncü Henri’nin Gençliği, Kral Dördüncü Henri’nin Sonu. Alfred Döblin (1878-1957): Alman yazarı. Eserleri: Kara Perde, Üç Sıçrayış, Dağlar Denizler ve Devler, Berlin Alexanderplatz. James Joyce (1882-1941): İrlandalı yazar. Eserleri: Dubliners (hikâye), Sürgünler, Ulysses (roman), Oda Musikisi, Sürgünler, Finnegan’ın Uykusuzluğu. Franz Kafka (1883-1924): Avusturyalı yazar. Eserleri: Dava, Açlık Şampiyonu, Şato, Amerika, Çin Seddi, Değişim, Ceza Sömürgesi. Ernst Weiss: (1884-1940): Avusturyalı yazar. Eserleri: Kadırga, Zincirlenmiş Hayvanlar, ‹nsan ‹nsana Karşı, Nahar, Görgü Tanığı, Cezaevi Hakimi, Aristokrat, Kadın Avcısı. Hugo Ball (1886-1927): Alman yazar ve şairi. Eserleri: Fiametti ya da Fakirlerin Züppeliği Hakkında, Delişmen Tenderenda (roman). Arp Hans (1887-1966): Alman ressam, heykeltıraş ve şairi. Eserleri: Boşlukta Lekeler, Gam Telaşı, Nefes, Havanın Yurdu (şiir), Yapraksız Günler (şiir, deneme,anı). Eugene Gladstone O’Neill (1888-1953): Ünlü Amerikan tiyatro yazarı. Eserleri: ‹mparator Jones, Kıllı Goril, fiairin Ruhu, Anna Christie, Kara Ağaçlar Altında, Sonu Gelmeyen Günler, Araya Giren Garip Oyun, Yağ, ‹p, Altın, Milyonlarca Mark, Ay Herkese Gülümser. Ekspresyonistler kendilerine has bir dil ve üslûp geliştirmişlerdir. Bu noktada kendilerinden öncekilerden çok daha zengin bir kelime hazinesinden faydalanmış, çok daha değişik dil imkânlarını denemiş ve bir ölçüde dili yenilemişlerdir. Çığlık, ekspresyonist edebiyatın üslûbundaki ortak niteliklerin başında gelir. Arkasında karanlık ve bedbin bir dünya görüşü- ne sahip sanatkâr ruhunun isyanı bulunan çığlık, toplumun içinde bulunduğu olumsuz duruma karşı yöneltilmiştir. Ayrıca onların üslûplarında çeşitlilik, coşkulu anlatım ve ölçüsüzlüğe karşı bir eğilim dikkati çekerlendirmek veya estetik haz vermek değil, onu sarsarak ve şaşırtarak içinde bulunduğu uyuşukluktan kurtarmak ve değiştirmektir.
Rate this blog entry:
0
Elif has not set their biography yet

Achievements

  • No comments made yet. Be the first to submit a comment

Leave your comment

Guest
Guest Cuma, 14 Ağustos 2020