Hatice Aydoğdu

Kâtib-i kelâm&Tiyatrocu&Radyocu&Mimar&Türkolog.
İnatta bir murâd ki şu anı nâmurâd, amma sonu elbet bermurâd. Bir de kitap okumayana aşık olunmaz. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden çok sevdi.

  • Home
    Home This is where you can find all the blog posts throughout the site.
  • Categories
    Categories Displays a list of categories from this blog.
  • Bloggers
    Bloggers Search for your favorite blogger from this site.
  • Login
    Login Login form

Notaların Anılaşması

Posted by on in Kitap
  • Font size: Larger Smaller
  • Hits: 2986
  • Subscribe to this entry
  • Print

 

  

Bazen gidesin gelir uzak ülkelere, bazen sığınasın gelir. Bir değer tutar seni sımsıkı sonra kalasın gelir. Başımıza gelmesi imkansız dediğimiz şeyleri yaşamakla geçiyor ömür. Ömür; iki ucu bataklığa saplı uzun bir köprü. Ömür, ufku belli olmayan bir denizde gemi; rotasını alamadığımız. Geçiyor ömür. Anlasak da geçen zamanı, beyhude geçen.Ömür aslında tepeden tırnağa özlem temeliyle oluşturulmuş bir saat. Yavaş yavaş değişiyor tüm detaylar. İnsanlar geçiyor saniyeler yerine ömrümüzden. Nasıl saniyeler geçerken tutamıyorsak insanları da tutamıyoruz geçip giderken.

Oturdum, sıkıldım, yürüdüm, müzik dinledim, çay- kahve içtim, uzandım, sevdim, hayal kurdum, düşündüm, özledim. Sonra bi' anda bomboş kaldı tüm şehir. Ve bir ben yalnız. Öyle boş, öyle anlamsız. Sonra sustum. “Susma diyen insanlar sustururlar bizi aslında” demişti babam. Bende sustum. Konuşmak boştu. Susmanın kalesine sığınıyorum. Önümde karanlıktan duvarlar, sırtımda insan yüklü bir gök var. Bazen insanlar susar. Acılar her insanda sözlere ve kelimelere dökülmez. İçinde deli bir fırtına misali eser. Kelimeler çağlayan olsa da yetmez bazen yüreği anlatmaya. Sessizlikse tek olmasına rağmen çok şey anlatır boşluğa. Çünkü boşluktur eninde sonunda bizi saran.Her duygunun sonu yalnızlığa çıkar şu evrende. Yürüdüğün her sokak ezberlediğin her cadde aynı yere çıkarır yolunu. Ansızın yaşanır ömür ve ansızın son bulur. 

Hayatımızdan çok nadir olsa da kendinizi siz anlatmadan çözebilen insanlar geçer. Ve sonra giderler. En acı gidiştir ölüm. Çünkü sonunda yoktur kavuşmak. Kavuşmak özgürlüktür yıllar geçse de ama ölüm hapistir sonsuzluğa. Benim kafam hapis değil. Hapis olan bedendir. Sonra sen de beni bırakıp gittin. Ve ben hep yanlış yaptım. Soğuktu ölüm bak bir yıl geçti koca bir yıl, Karadeniz seni bizden alalı bir koca yıl geçti ve ben hala aynı kışta bıraktım gönlümü. Bahar gelmiyor bana. Ömür geçmiyor. İnsanlar eğlenebildikleriyle arkadaş olurlar, anlatabildikleriyle dost, ağlayabildikleriyle kardeş. Ağlayamıyorum ben gittiğinden beri. Ben galiba vefat ettim. Hiçbir şeyin gülümsetemediği biri oldum. Hep yanlışta yalanda ömür. Her düştüğümde kaldıran dost yok artık ve ben hiç olmadığım kadar yalnızım şimdi. 

Ölümün rüzgârları çıkarmaz insanı sıcağa. Eskisi gibi olmadı bir dostun gidişinden sonra hiçbir şey. Sen ben ve o. Tüm tekil şahısları tek bir paragrafta buluşturmuştu bu ömür. Şimdi kışımın kapıları daha kapalı. Gece geçer yar geçmez; yol bana sevda kime?Anlamı var mı geçen kışın, baharın. Yazda üşüdüm ben. Ben gönlümü hep kışta bıraktım. Ölüm ansızın esti ve söndürdü tüm sıcağını gönlümün. Geçen günler ömrüme eksi. Geçen günler yalan dolan. Yaşadığım sandığım bir masal. Ben masallara inancımı kaybettim şimdi. Kışımın kapılarını aralamıştım, çıkardım belki, belki ansızın tutacaktım ellerinden, ansızın gitmeseydi.Kavuşmak özgürlükse; özgürdük ikimizde. İkimiz iki dağdan iki hırçın su gibi akıp gelmiştik, buluşmuştuk bir kavşakta. Unutmuştuk ayrılığı, yok saymıştık özlemeyi, şarkımıza dalmıştık. Mutluluk mavi çocuk oynardı bahçemizde. Çürüyor ömrümüzün ağacı sanki.

Ben yıldız yoklardım karanlıkta, incir ağaçları gülümserdi. Ve bir yarasa kapımızda, gece nöbetindeydi. Zaman, kim bilir ne zamandı... Hatta belki çocuktum. Susardım, sessizliğim şiirdi... Sen öyle uzaktan, acıta acıta bakardın bana. Gözlerin kömür kömürdü. Elimdeki gergefe gül işlerdim ben. Çünkü aşkın yaşı o zamanlar bir ömürdü. Zaman, kim bilir ne zamandı, hayat bahardı, hatta belki çocuktum. Büyüdükçe yaşamayı unuttum.Güzeldi; ama aşk desen değildi… Dinlediğim en güzel müzikti belki; ama sözleri eksikti. Yetmedi. Oysa aynı anda lafa girmek suretiyle az gevezelik etmedi sesimiz. Şimdi nedir bu tel tel suskunluğumuz? Bi’ isim mi koymak gerekir bu suskunluğa? Ben “biz”e olan inancımı kaybettim. En acı cümle: "Söz vermiştin." Bu aşkın nüshası rüzgârlarda, aslı bende kalacak. Ben “kalp ağrısı”nı seninle öğrendim. Sonra bir takvim yaprağına sıkışıp kalırsın gönül, akıl.

Bir gün bitebiliyor büyük aşklar. Hüsranla bitebiliyor. Fakat devam eden bir hayat hayat var güçlü olmak gerekiyor. Elbette sonu geliyor yalnızlığın. Elbet sonu geliyor. Bir vakit bir başkası seni sarıyor; umut yenileniyor. Ağladığına yanıyor insan, ağladığına yanıyor. Zaman geçiyor, öyle böyle geçiyor. Her şey anılaşıyor. Çok şey unutuluyor, hayat devam ediyor. Zamanla hiçbir şey değişmiyor. Sadece hissetmemeye başlıyorsun.

Şimdi yoksun aklımda, hatıralarımda. Yüzün yavaş yavaş siliniyor. Benden tamamen gidiyorsun artık. Şimdi tüm şehir hayalet bir gemi; telaşlı bir vedayla tam kalbinden su alan. Susuyor, susuyor vedalaşırken insan. Bizi hasret saracak, bulutlar çıldıracak. Bundan sonra hasrete açılır bütün kapılar. Başımızda her gece hasretin bin bir sesle haykırdığı düğün töreni var. Ve ben sana hasretken göğü bile siyahtır bu şehrin.Dümdüz insanım ben. İnsanlara karşı rol yapamadığım için pek sevilmiyorum sanırım. Sanki biri eline kerpeteni almış ciğerimden ufak parçalar koparıyor. Bu nedir arkadaş? Bu nasıl bi' mutsuzluktur? Yazık çok yazık. Senin o matematik hocanın integralini alayım ben. Madem kanatların kırık, niye hala uçurumlara sevdalanırsın ki aklına şaştığım? 

Bazı şeyler olmaz, kendini fazla zorlama. Saçmalamayı seviyorum. Çünkü hayat ciddiye alınacak kadar uzun değil.Şu sıralar istediğim tek şey hayatı birkaç yıl ileriye sarmak. İnsanın bazen "Ben daha ne yapayım ya?" diye bağırası geliyor. Kırılırsam affederim ama unutmam. Çünkü, en yakınım dediğin insanın sana yaptıklarını unutamıyorsun. İçine çekildiğim dünya, dışımda bıraktığım dünyadan öyle güzel, öyle gerçek ki. Umursamıyorum artık. Bazen her şey çok güzel olacak diye düşünüyorum sonra geçiyor. Bazı notalar sadece geceleri konuşur gönüllerde. Bu gece kendimi sessizliğe bıraktım. Ortada anlamadığım bir şeyler var ama anlamaya çalışmayacağım.Kısaca; hayat kısa. Ve kuşlar uçuyor.

 

http://www.youtube.com/watch?v=1mqyepPzdMA

 

 

Si ozitu Koyuncu korobeli koçi, pote va’ozizu? Hayde ğarğalat da. Ozitu moro, ordo oğuru meçireli- i? Ma mak'omadi, si dido mak'omadi..

Çünkü Karadenizlisin. Fırtınalara yazgılısın. Fırtına gibi gelip, fırtına gibi gidiyorsun.

Anlatamadıkkurlarımızı bile şarkılarında anlatan Şair Ceketli Çocuk. Ölümünün 9. yıl dönümünde özlemle anıyoruz Kazım Koyuncu'yu. Allah rahmetini esirgemesin...

İyi ki geçtin bu dünyadan!

 

https://www.youtube.com/watch?v=rnHEtChLnYU

 

Last modified on
Rate this blog entry:
2
Kâtib-i kelâm& Tiyatrocu& Radyocu& Mimar& Türkolog. İnatta bir murâd ki şu anı nâmurâd, amma sonu elbet bermurâd. Bir de kitap okumayana aşık olunmaz.
Katib-i Kelam; Çalıkuşu. 26 Nisan, Gümüşhane. İlk 1,5 yıl hariç hep Şehr-i İstanbulda yaşadı.
Bulut. Deniz. Yağmur.
Mimarlık eğitimini Selçuk Üniversitesi’nde alıyor.
Kar. Rüzgâr. Ova.
Aynı zamanda açık öğretimde Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi.
Kalem, kağıt, kitap.
Kısaca Edebiyat Öğretmeni olmaya çalışan bi mimar adayı.
Yazar, çizer, okur.
Adı Yok Dergisiyle yazar, Ortaya Karışık Tiyatro Topluluğuyla oyuncu, Radyo Üniversiteyle yayıncı, Toplum Gönüllüleri Vakfıyla eğitim birimi sorumlusu.
Şimdilerde Konya’da öğrenci. Sudan olabildiğince uzak.
İki erkek bir kız çocuğuna abla. Görünürdeki hayatı bundan ibaret.
  • No comments made yet. Be the first to submit a comment

Leave your comment

Guest
Guest Perşembe, 04 Mart 2021