Hatice Aydoğdu

Kâtib-i kelâm&Tiyatrocu&Radyocu&Mimar&Türkolog.
İnatta bir murâd ki şu anı nâmurâd, amma sonu elbet bermurâd. Bir de kitap okumayana aşık olunmaz. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden çok sevdi.

  • Home
    Home This is where you can find all the blog posts throughout the site.
  • Categories
    Categories Displays a list of categories from this blog.
  • Bloggers
    Bloggers Search for your favorite blogger from this site.
  • Login
    Login Login form

Güzel Türkçemiz Var Elimizde, Ölmekte Olan(!)

Posted by on in araştırma
  • Font size: Larger Smaller
  • Hits: 3603
  • Subscribe to this entry
  • Print

Bir "konsept" sözcüğü var. Türkçe karşılığı "kavram, yaklaşım, anlayış, zihniyet" gibi sözcükler. "Sözcükler" diyorum çünkü bu kelimeyi esasında birden çok sözcük seçenekleriyle anlatma imkanımız var. Ne derseniz deyin, pek çok seçeneği olan bir sözcük. Mesela "trend" sözcüğü, insanımıza büyülü gibi görünen sözcüklerdendir. Bir meslektaşımız bu konuda araştırma yaptı ve şuanda Türkçede kullanılan İngilizce kökenli "trend" kelimesinin karşılığında 56 tane kelime, evet evet yanlış okumadınız her hangi bir yanlışlık yok tamı tamına 56 tana kelime, ibare olduğu bulundu. Türkçenin bu zenginliğinden haberdar olmayan bir kişi 56 kelimenin varlığını bir kenara bırakarak o yabancı sözcüğü kullanıyor. Bu 56 kelime unutulduğunda ve kelimeler mezarlığına gönderildiğinde kültürümüzün en önemli değer taşları kayboluyor. Bununla birlikte o sözlerle ilgili deyimlerimiz, atasözlerimiz unutulmaya terk ediliyor ve dilde kısırlık dediğimiz olay meydana geliyor.

Kezâ günah değil mi efendiler? Türkçe bir çok dilden ayrı nev-i şahsına münhasır bir dil iken onun bu zenginliklerini, geniş kelime dağarcığını bir kenara bırakıp tüm o kelimeleri yalnız bir tek söz öbeğine yüklemek ne kadar doğru?

Elbette başka dillerde öğrenilmeli nasıl denilmiş: "Bir dil bir insan iki dil iki insan". Lâkin her dil kendi kültürüne yaraşır biçimde güzel. Sen tut elin İngilizcesini al kendi lisanının içlerine sok. İş mi bu?! Bazen çok kızıyorum şu insancağazlara. Bir zât nasıl olur da kendi diline sahip çıkmaz?

Ülkemizdeki bu yabancı yahut batı merakını benim kafam almıyor doğrusu. Sesimi çıkarmayayım diyorum bu seferde içimde kalıyor. Türkçe o kadar zengin o kadar güzel bir dil ki musiki edasında adeta. Ama bizler bunun farkında değiliz.

İnsan her şeye önce kendisinden başlamalı diye öğretildi bize. Önce kendi dünyamızı düzenlemeliyiz. Önce kendi dilimizden başlamalıyız buna. Hakkini vererek dilimizi öğrendikten sonra başka dillerde öğrenmeli elbette. En çok da yazarlarımıza kızıyorum bu konuda. Zat-ı Muhterem yazar olmuş ama kendi dilinden haberi yok. Nerede ne kadar el kelimesi var getirip sokuşturuyor romanına, denemesine, makalesine. Sonrada tutup "dilimiz yok oluyor" diye yakınmıyorlar mı çileden çıkıyorum vallahi. Bu dili zaten sen ve senin gibiler kısırlaştırıyor efendi uyan!

Bir batı merakıdır sürmüş gidiyor. Yabancı müzik, yabancı kelimeler, yabancı romanlar, yabancı yabancı. Evlerimizdeki yabancılık yetmiyor birde bunlar yabancılaştırıyor bizleri. Elbette iyi müzik dinlenir, iyi kitap okunur. Haşa okunmasın, dinlenmesin demek ne haddime. Ama insan dediğin önce kendi kültürünü bilmeli. Kendine ne miras kalmış bir bakmalı. Kızcağaz bir kere dinlememiş Sanat Musikisi yahut türkü kalmış bana müzik kulağından bahsediyor. Olmaz âzizim, olmaz. Hele birde bilmeden eleştirmeleri yok mu? Sözde "o  müzikmiymiş, öyle müzik mi olurmuş, insanın içini bayarmış" peh ! Tabiki zevkler ve renkler tartışılmaz ama bilinmeden de konuşulmaz. Biz öyle gördük büyüklerimizden. Senin o müziği anlamanı beklemiyorum zaten. Dinlenmesi en azından bir kulak aşinalığı olunması gereken mevzular bunlar. :Zamanla değişir zaten müzik zevkin, doydukça acıkırsın.

Kitaplarda da konu böyle. Herif kitap okumaya başlayacak direk Dostoyevski'den başlıyor sonra da yok ben kitap okumayı sevmiyorum, sıkılıyorum. Sıkılırsın tabi muhterem. "Dolmadan taşılmaz" der Üstâdım. Sen önce bir başla bizim eserlerimizden yavaş yavaş. Kısa kısadan, sonrası gelir zaten. Bir Mustafa Kutlu'nun Uzun Hikaye'sini oku bakayım neler geçiyor o beyninden. Haa evvela oku bizim gönlü güzel, kendi güzel yazarlarımızın kaleminden dökülenleri elbet sonra dünyaya açılırsın. Gereklilik olur o zaten.

Eskiden kendimize tanıdığımız bildiğimiz insanları örnek alırdık, şimdi oda bitti. Adam televizyondan gördüğü birini tutup "idölüm" diye değerlendiriyor. Sonra vay efendim zaman kötüye gidiyor. Gider tabi eğer sen kızına/oğluna sahip çıkmazsan.

İnsan karakteri birikmesiyle oluşur. Gördükleriyle, görecekleriyle. İnsan göreceli bi varlıktır. Bugün kızınız/oğlunuz televizyondakilere özeniyor onlar gibi giyinmek, onlar gibi konuşmaya çalışıyorlarsa ciddi bir tehlike var demektir. Dikkat diyelim. Sakın ha kendiliğinden geçer daha küçük deyip geçmeyin zira geçmiyor. Hatta daha fazla artıyor. Bizzat örneğini gördüm, geçirdim biliyorum. Çok rica edeceğim Türkçe dilinize batmasın.

Sonuç olarak der isek efendim; konu epey dağıldı açıldı zira genişletilebilir bir kavram. Genişlettik açtık amma yetmedi o ayrı. Demek istediğim siz siz olun mirasınıza sahip olun, sahip çıkın. Gerekirse oturun kızınıza/oğlunuza zorla türkü dinlettirin, kitap okutturun. Siz vereceğinizi verin de alıp almamaya onlar karar versin. Şimdi burayı bağlayacak bir sonuç düşünüyorum zira konu gittikçe açılıyor o yüzden üstadlarımdan öğrendiğim gibi vereceğimi verdikten sonra konuyu bağlamakla mükellefim. .Velhasıl; "Alp Er Tunga öldi mü? Isız acun kaldı mu? Ödlek öçin aldı mu? Emdi yürek yırtılur." :) Haydi kalınız sağlıcakla. :)


http://www.youtube.com/watch?v=QyDT3qBZQog

Last modified on
Rate this blog entry:
3
Kâtib-i kelâm& Tiyatrocu& Radyocu& Mimar& Türkolog. İnatta bir murâd ki şu anı nâmurâd, amma sonu elbet bermurâd. Bir de kitap okumayana aşık olunmaz.
Katib-i Kelam; Çalıkuşu. 26 Nisan, Gümüşhane. İlk 1,5 yıl hariç hep Şehr-i İstanbulda yaşadı.
Bulut. Deniz. Yağmur.
Mimarlık eğitimini Selçuk Üniversitesi’nde alıyor.
Kar. Rüzgâr. Ova.
Aynı zamanda açık öğretimde Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi.
Kalem, kağıt, kitap.
Kısaca Edebiyat Öğretmeni olmaya çalışan bi mimar adayı.
Yazar, çizer, okur.
Adı Yok Dergisiyle yazar, Ortaya Karışık Tiyatro Topluluğuyla oyuncu, Radyo Üniversiteyle yayıncı, Toplum Gönüllüleri Vakfıyla eğitim birimi sorumlusu.
Şimdilerde Konya’da öğrenci. Sudan olabildiğince uzak.
İki erkek bir kız çocuğuna abla. Görünürdeki hayatı bundan ibaret.
  • No comments made yet. Be the first to submit a comment

Leave your comment

Guest
Guest Perşembe, 04 Mart 2021