Ders özetleri ve deneme sınavları için tıklayın.

 

1. Dönem Ders Özetleri                                   2. Dönem Ders Özetleri
3. Dönem Ders Özetleri                                   4. Dönem Ders Özetleri
5. Dönem Ders Özetleri                                   6. Dönem Ders Özetleri
7. Dönem Ders Özetleri                                   8. Dönem Ders Özetleri

 

Facebook Grubumuza Katılıp Ders Çalışmak İçin Tıklayınız.

                     

Facebook Grubumuza Katılmak İçin Burayı Tıklayın

Yazıların Cumhuriyeti

Kelimeler, kelimeler, kelimeler...

  • Home
    Home This is where you can find all the blog posts throughout the site.
  • Categories
    Categories Displays a list of categories from this blog.
  • Bloggers
    Bloggers Search for your favorite blogger from this site.
  • Login
    Login Login form

DÜŞüyorum

Posted by on in Fevri
  • Font size: Larger Smaller
  • Hits: 1912
  • Subscribe to this entry
  • Print

Ne kadar mutluydu…Küçük kızı kumdan kale yapıyor, hayatının aşkı ise az ötede bir ağaç gölgesinin altında tembel tembel gazetesini okuyordu. Gökyüzü pırıl pırıldı, arada hafif hafif esen rüzgar ise havlunun kenarını kaldırmaktan başka bir rahatsızlık vermiyordu. Birden bir ambulans sesi duyuldu. Kumsalda ambulansın ne işi var? Biri mi yaralandı acaba? Ses gittikçe yaklaştı, yaklaştı…

Sırtındaki ağrı dayanılmazdı. Ambulans sesi de geldiği gibi gittikçe uzaklaşıyordu. Geceden beri açık olan pencere, bütün odayı buz gibi yapmıştı. Üstündeki incecik elbiseyle her zamanki koltuğunda kıvrılıp uyuyakaldığını o an farketti. Her yeri tutulmuştu ama özellikle sırtı…Kazadan beri her daim kendini hatırlatan sırtındaki o ağrı, yine saplanmıştı işte. Doktoru ne kadar uyardıysa da umurunda değildi. Elindeki her şey yitip gittikten sonra yürüyemese ne farkederdi ki? 

Hurdaya dönmüş arabadan onu çıkarttıklarında bilinci yerinde değildi. Hastaneye nasıl geldiğini hiç bilmiyordu. Ama uyanır uyanmaz ilk sorduğu elbette kızı ve kocası olmuştu. Hemşireler gözlerini ondan kaçırınca bir şeylerin ters gittiğini anlamış ama kendine bile sormaktan korktuğu o soruyu sormaya cesaret edememişti. Sonraki günlerde sanki aralarında gizli bir anlaşma varmış gibi ne doktorlara bir şey sordu, ne de başka birine…Sadece sustu. Hastane psikiyatristi yanına geldiğinde de konuşmadı. Biliyordu bilmesine de kimse dillendirmezse sadece kendi uydurduğu bir masal olarak kalacak sanıyordu. Sonu kötü biten bir masal, kızına anlattıkları gibi değil…

Ona gerçeği ilk defa söylediklerinde sakinleştiricinin etkisi altındaydı. Doktoru duyuyor ama ne acı ne de üzüntü hissediyordu. Nefret etti bu duygusuzluktan. Sonraki günlerde kendisinin de felç geçirme tehlikesi olduğunu öğrendiğinde ise kahkahalar atmak geldi içinden. Bu mu yani? Bu kadar mı? Sevinmeli miyim buna, hayatta olduğuma? Bir daha yürüyemesem ne olur ha, ne olur?

Uzun bir tedavi sürecinden sonra hastaneden taburcu ettiler. Oysa hiç gitmek istemiyordu, hiçbir yere gitmek istemiyordu. Yemek istemiyordu, yürümek istemiyordu, hatta nefes almak…o bile çok ama çok ağır geliyordu. Ailesi onu evine götürmedi. Kendi evlerinde bir süre bebek gibi baktılar ona. Ama umudu olmayan biri iyileşebilir mi? Bütün gün aynı koltukta, aynı kıyafetle pencereden dışarı bakıp durdu…

Arabayı kullanan kendisi olmasa belki bu kadar ağır hissetmeyecekti, ama ölmeyi bile dileyemeyecek kadar bomboştu içi. Kaza anı ve öncesi ile ilgili hiçbir şey hatırlamaması lütuf muydu? Doktor belki de hiç hatırlayamayacağını, bunun için zihnini zorlamasına gerek olmadığını söylemişti. Zorlamıyordu ki zaten, tek bildiği o gün tatillerinin ilk günüydü ve neşe içinde kumsala gidiyorlardı.

Sonra rüyalar başladı…O günün başını net bir şekilde görüyordu rüyalarında. Her şey sorunsuzdu, arabayla kumsala kadar geliyorlardı, hatta denize bile giriyorlardı. En acı verense uyanmaktı. Her uyuduğunda istisnasız aynı rüyayı gördüğünü farkedince hep uyumak istedi, uyumak ve bu mucizeyi tekrar tekrar yaşamak…Bir süre sonra bu da yetmedi; artık bütün gün uçsuz bucaksız hayal aleminde yaşamak fikri saplantı haline gelmeye başladı. Uyandığı ilk andaki şaşkın yaşama sevincinin sonrasında beynine hücum eden gerçekliği, kalbinin üzerindeki taş gibi ağırlığı hissetmek artık katlanılamayacak bir hale gelmişti.

Ölmeyi istedi; hatta denedi de…Ama bir türlü beceremedi, yapamadı işte. Her gece ölmeyi dileyerek yattı ama her sabah gözünü yeni bir güne dayanılmaz bir kederle açtı. Tıpkı bu sabah gibi... 

İşte yine o ağrı…Geçmeyecek, hep hatırlatacak bana o kazayı…Uyumam lazım, yeniden uykuya dalmam lazım…Uyumalıyım…Uy….

 

Rate this blog entry:
2
Bitmek bilmeyen okuma ve yazma aşkıyla, hayallerimin peşindeyim...

Achievements

Author's recent posts
  • No comments made yet. Be the first to submit a comment

Leave your comment

Guest
Guest Cumartesi, 07 Aralık 2019