Geleneksel ‘’Öğretmenler ne istiyor’’ günlerine doğru giriyoruz, gazetelerin nadasa bırakılmış köşelerinde, yavaş yavaş öğretmen sorunlarının dillendirildiği malum kasım ayları. Toplumu aydınlatması gereken bu ilim neferlerinin sanki aydınlatma devreleri yandı, bu mesleğin genetiğiyle oynandı. Sözde ikramiyeler ve ücretlerle paraya para demedikleri, 3 ay 5 ay tatil yaptıkları iddia edilen ve daha nice ütobik absürd söylemlere kurban edilen; "en değersiz" meslek haline getirilen bir meslek olmadı mı öğretmenlik. Bir günü kutlayarak bütün aşağlayıcı sözlerinizin üstünü örteceğinizi mi düşünüyorsunuz.

 

 Belkide körler ülkesinde ayna satmaktı onların işleri ve herkes, yüzüne tututulan aynada görecek kadar dürüst değildi gerçekleri. Anadolu çoğrayasının dört parçasına eli değen, emeği geçen meslek grubudur öğretmenlik mesleği.

 

Gezmediğiniz,görmediğiniz ama size ait olduğunu ilan etiğiniz köylerinize ayak basan yegane devlet memurlarıdır öğretmenler. Gerçi sizi sadece bir köy türküsü bağlar ’’Gezmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzüdür’’. Bir köy çocuğunun bir tutam otu bir demet çiçeği yaralarımızı sarar sarmalar. Muadili olmayan bu meslek erbaplarını bir günle anmak,hatırlamak yerine; öğretmenleri sadece bir gün de olsa anlamak daha makbüldür. 

 

Faydası Olmayan Bahardan Yazdan 
Yüce Dağ Başının Kışı Makbuldür 
Cahilin Yaptığı Sohbetten Sözden 
Alimin Hayali Düşü Makbuldür 

Lokma Yeme Muhannetin Elinden 
Kurtulaman Sonra Acı Dilinden 
Namertlerin Kaymağından Balından 
Merdin Kuru Yavan Aşı Makbuldür  (Aşık Hüdai )