Ders özetleri ve deneme sınavları için tıklayın.

 

1. Dönem Ders Özetleri                                   2. Dönem Ders Özetleri
3. Dönem Ders Özetleri                                   4. Dönem Ders Özetleri
5. Dönem Ders Özetleri                                   6. Dönem Ders Özetleri
7. Dönem Ders Özetleri                                   8. Dönem Ders Özetleri

 

Facebook Grubumuza Katılıp Ders Çalışmak İçin Tıklayınız.

                     

Facebook Grubumuza Katılmak İçin Burayı Tıklayın

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

ANLAM NEDİR?

Dil, Dünya Gerçeği ve Anlam İlişkisi

  • Anlam dünya gerçekliğinin dile yansıtılması olarak tanımlanabilir mi? Aristo, Russell, Wittgenstein gibi felsefecilerin öncüsü olduğu ‘gönderimsellik’ kuramına göre bu sorunun yanıtı ‘evet’ olacaktır.

  • Gönderimsellik kuramı anlamın gerçek dünyayı yansıttığını iddia eder. Anlam ile dil arasındaki ilişki ise dünya gerçekliğinden dile bir ‘gönderim’ ilişkisidir ve dilde anlam gönderimsellikle oluşur.

  • Eskimo dilinde ‘kar’ ve ‘buz’u tanımlamak ve nitelemek için pek çok sözcük varken daha ılıman iklimlerdeki ülkelerin dillerinde Eskimo dilindeki sözcüklere rastlanmaz

  • Russell’a göre insan dillerinde bir ifadenin anlamlı olabilmesi ve doğru kabul edilebilmesi için gerçek dünyada gönderiminin olması bir ön şarttır. Fransa kalı keldir cümlesi yanlıştır dünyada ne Fransa krallığı ne de bir Fransız kralı vardır. Bu nedenle böyle bir tümce doğruluk değeri taşıyamaz.

  • insan algısı dünya gerçekliği ve dil arasında üçüncü bir etmendir ve dünya gerçekliği ile dildeki karşılığı her zaman birebir örtüşmeyebilir.

  • İnsanlar dilde gerçek dünyada karşılığı olmayan kurmaca anlamı da oluşturabilirler. Mesela pegasus dünyada var olmadığını bildiğimiz kanatlı uçan beyaz attır.

  • Gönderimsellik kuramının üçüncü sınırlılığı sözcüklerle varlıklar ve nesneler arasındaki gönderimsel ilişki üzerine kurulmuş olmasıdır

  • Dilde anlamı açıklayabilmek için dünya gerçekliğinden değil, dil gerçekliğinden hareket etmeliyiz.

  • Sözcükler ile anlam arasındaki ilişki kavram-içerik ilişkisidir. Belirli ses dizilimlerinden oluşan sözcükler ile onların gösterdiği nesne/olgu/düşünce/durum arasında bir ilişkilendirme kurularak sözcük anlamı tanımlaması yapılabilir

  • Dildeki kavramlar ile onların gösterimi açısından en yaygın olarak bilinen tanımlama Saussure’ün ‘gösterge’ tanımlamasıdır.

  • Dil Göstergesi: Dilde anlam evrensel olan bir kavramın uzlaşımsal olarak kabul görmüş olan bir sesdizimi ile ifadesiyle gerçekleşir.

  • Dillere göre gösteren değişeceği için gösterilen ile gösteren arasındaki ilişki değişkendir. Sesdizilimleri dillerde uzlaşumsaldır. Kedi gösterileni için Türkçe [kedi] diziliminin dışında keyfi bir dizilim kullanılmaz

  • Masaya neden masa, göğe neden gök dediğimizi bilemeyebiliriz. Ancak anlamın aktarılması açısından hangi kavramın hangi sesdizilimine karşılık geldiğini bilmemiz gerekir.

  • Kedi göstergesi dilde soyut bir ifadedir. Gerçek dünyada bir canlıya karşılık gelir. İşte, kedi göstergesinin karşılık geldiği nesne onun ‘göndergesi’ olarak adlandırılır.

  • Sausurre’ün gösterge kuramında dikkat edilecek olursa anlam dünyanın dile yansıması olarak ele alınmaz. Dil ile dünya gerçekliği arasında ‘kavram’ vardır. Dilde sesdizimine dönüşen dünyadaki olgular değil, o olgulara ait olan kavramlardır ve gösterilen kavramsal özellikleriyle tanımlanır

  • Kavramsal/Gösterimsel anlam: Bir olguya ait değişmeyen içsel özelliklerden oluşan anlamdır. Örneğin ‘kedi’ sözcüğünün ‘canlı, memeli, etçil, dört ayaklı, bıyıklı, kuyruklu’ gibi özellikleri onun değişmez içsel özellikleridir.

  • Eşdizisel anlam: Sözcükler kavramsal anlamlarının yanı sıra kullanıldığı bağlama göre farklı anlamlar kazanabilirler. Örneğin ‘ak’ sözcüğü kavram anlam› açısından ‘bir renk’ olarak tanımlanabilir. Ancak ‘anamın ak sütü gibi helal’ ifadesinde renk olmanın ötesinde ‘kirlenmemiş’ ‘kendine ait’ gibi anlamlar da taşır

  • Çağrışımsal anlam: Bireysel, kültürel deneyimlere bağlı olarak sözcüklerin çağrıştırdığı anlamdır. Eğer bir kedi ile kötü bir anınız varsa kedi sözcüğü sizde ‘nankör, zararlı’ gibi anlamları da uyandırabilir.

  • Şimdiye kadar dilde somut ve soyut nesnelerin kavramsal olarak tanımlanışını ele aldık. Oysa insan dillerinde anlam sözcük ile sınırlı değildir. ‘Zeynep sarı kedisini kaybetti’ gibi bir tümceyi anlamamızı sağlayan sözcüklerin anlamlarının yanı sıra başka özelliklere olduğunu sezgisel olarak ilk bakışta söyleyebiliriz.

 

Zeynep sarı kedisini kaybetti.

Zeynep’ in [+insan] ve [+dişi] olduğunu, kedinin [+hayvan] ve [ +evcil] olduğunu; ‘sarı’ ile ‘kedi’ arasında bir niteleme ilişkisi olduğunu ve kaybetmek sözcüğünün bir eyleme karşılık geldiğini ve [-var] özellik taşıdığını anlayabildiğimiz gibi -(s)I biçimi sayesinde ‘Zeynep’ ile ‘sarı kedi’ arasında bir iyelik ilişkisi olduğunu ve -DI biçimi sayesinde kediyi kaybetme işinin konuşma anından önce gerçekleştiğini anlayabiliriz.

Zeynep’in bir arkadaşınız olduğunu ve onun da uzun güzel tüyleri olan sevimli iki tane kedisi olduğunu; kedilerden birinin sarı diğerinin kara olduğunu varsayalım. Zeynep’in neden üzgün olduğunu annesine sorduğunuzda ‘sar› kedisini’ ifadesinde ‘sarı’ sözcüğünü vurgulu sesleterek ‘kara olanı değil’ anlamı yükleyebilir. Böylece, artık ‘Zeynep’ ve ‘sarı kedi’ bizler için gönderimi olan, tanıdık olan bir anlam kazanacaktır. Eğer konuşma ‘dün araba çarpmış’ biçiminde devam ederse ‘kaybetmek’ eyleminin de ‘ölmek’ eylemini karşıladığını anlayabiliriz.

A: Zeynep neden üzgün?

B: SARI kedisini kaybetti. Dün araba çarpmış

Başka bir bağlamda ‘Zeynep sarı kedisini kaybetti’ tümcesinin bir gazete haberi olduğunu ve ‘Zeynep’in ünlü bir pop star olduğunu varsayalım:

 

Zeynep sarı kedisini kaybetti

Ünlü şarkıcı Zeynep şu günlerde çok üzgün. Sarı kedisini 3 gündür aradığını, ancak hiçbir haber alamadığını belirten Zeynep 'hala umutluyum' dedi.

 

  • Örneklerde de görüldüğü üzere dillerde tümceler birden çok anlam taşımaktadır. Bir tümcenin kazanabileceği anlamı 3 farklı biçimde şöyle sınıflandırabilirz

 

1-İfade/Tümce Anlamı Her hangi bir bağlamdan bağımsız, yalnızca sözcüksel, dilbilgisel ve sözdizimsel bileşenler açısından tanımlanabilen anlam demektir ‘Zeynep sarı kedisini kaybetti’ bir tümcedir.

 

2-Sözce Anlamı: Her hangi bir tümce belli bir bağlamda bağlamın gerektirdiği gönderim ve doğruluk koşulları açısından tanımlandığında ortaya çıkan anlam demektir. Sözce anlam› bağlam bağımlıdır Zeynep sarı kedisini kaybetti’ tümcesi Zeynep’in sarı kedisinin olduğu ve bu kediyi gerçekten kaybettiği durumlarda sözcesel olarak anlam kazanır.

 

3-İletişimsel Anlam: Belli bir bağlamda üretilen sözceler aynı zamanda iletişim açısından ‘rica etme, reddetme, davet etme gibi eylemleri de yerine getirirler. (Söz Eylem: Sözcelerin taşıdığı eylemleri betimler). Sözceler başlıca söz verme, davet etme, reddetme, özür dileme v.b. eylemleri yerine getirirler. Benimle konsere gelirmisin örneğinde olduğu gibi.

 

ANLAMLARIN OLUŞUMU: BİRLEŞİMSELLİK İLKESİ

 

Dilde anlam tek bir özellikle değil, birden çok özelliğin birleşimiyle oluşur. Sözcüklerin, öbeklerin ve tümcelerin anlamının dilbilgisi, biçim, sözdizimi gibi farklı düzlemlere ait özelliklerin belirli ilkelerle bir araya gelmesi sonucunda oluşmasına birleşimsellik ilkesi denir.

 

Eski bir kitap kitaplıktan yere düştü

 

Sözcüksel olarak baktığımızda, ‘kitaplık’ sözcüğünü anlamamızı sağlayan hem ‘kitap’ sözcüğünün hem de bu sözcüğe eklenen -lIk biçimbiriminin kavramsal özelliklerini bilmemizdir

 

 genel dilbilim2-3. nite.jpg

 

Yukarıdaki gözlemlerimizden yola çıkarak tümce için birleşimsel anlamın bileşenlerini şöyle genelleştirebiliriz:

1. Sözcüklerin anlamı

2. Dilbilgisel ulamların anlamsal özellikleri

3. Sözdizimsel kurallar

 

SÖZCÜK ANLAMI VE SÖZCÜKLER RASI İLİŞKİLER



  • Dil edinim sürecinde çocuklar sözcüklerin kavramsal içeriklerini bu özellikler ile edinirler ve dil edinim sürecinde ‘sözlükçe’ dediğimiz bir dağarcık oluştururlar

[+hareket] koşmak, yürümek, yıkamak, v.b.

[+temas] sarılmak, kucaklamak, dokunmak,v.b.

[+yaratma] inşa etmek, hayal etmek, resim yapmak,v.b.

[duyumsama] görmek, duymak, tatmak, hissetmek,v.b.

[+bilişsel] anlamak, öğrenmek, çözümlemek, v.b.

Alt Anlam

  • Sözcükler birbiriyle aynı cins ve türden olma açısından benzerlikler taşırlar. Örneğin kuş sözcüğü canlılar ve hayvanalr kavramının alt türüdür. Serçe, güvercin, papağan, bülbül, çalıkuşu ise kuş üst kavramının alt örnekleridir.

  • Eğer X sözcüğü Y sözcüğü tarafından kapsanırsa X Y’nin bir alt anlamını içerir. Orkide-çiçek; kadın-insan; koltuk-mobilya; anlambilim-dilbilim sözcük çiftleri alt anlamlılık ilişkisine örnek olarak verilebilir

Eş Anlamlılık:

  • İki farklı sesletimi olan sözcüğün aynı kavramsal içeriğe sahip olmasıdır.

  • Türkçede ‘ak ve beyaz’;‘yürek ve kalp’ sözcükleri; İngilizcede ‘deep ve profound’; ‘mature ve ripe’ sözcükleri aynı kavramsal içeriğe ve anlamsal özelliklere sahiptir Eğer X sözcüğü Y sözcüğü ile aynı kavramsal özelliğe sahipse aralarında eş anlamlılık özelliği vardır.

  • Fakat cümle içerisinde birbirlerinin yerine kullanılmazlar ÖR: anamın ak sütü gibi helal derken anamın beyaz sütü gibi helal demeyiz.

Karşıt Anlamlılık

a-Derecelendirilebilen Karşıt Anlamlılar: Eğer X ve Y sözcükleri arasında belli bir ölçütün iki uç noktasında olma ilişkisi varsa bu sözcükler derecelendirilebilen karşıtlardır. Daha ve çok kelimelerinin kullanılması bu özellikle ilgilidr. Daha uzun- daha kısa , çok uzun-çok kısa vb. Yani olumsuz karşıtlık anlamı kazanmazlar kısa deil uzun genç değil yaşlı anlamına gelmez.

b-Derecelendirilmeyen Karşıtlık: Derecelendirilemeyen karşıtlık iki sözcüğün olumsuz biçimlerinin birbirine eşit anlam taşımasıdır. Ölü-canlı örneği buna en güzel örnektir. Eğer X ve Y sözcükleri olumsuz biçimleri ile birbirine eşit anlam taşırlarsa aralarındaki ilişki derecelendirilmeyen karşıtlıklardır.

c-Ters Karşıtlar: Sözcüklerin karşıt yönlerde bir hareketi göstermesidir. Eğer sözcüklerden biri bir yönde diğeri onun tersi yönünde bir hareketi gösterirse ters karşıtlar denir. gelmek-gitmek, itmek- çekmek, üst-alt, sağ-sol

d-Bakışımlı Karşıtlıklar: Eğer iki sözcük arasında birbirinin karşıtını içerme ilişkisi varsa bu ilişkiye ‘bakışımlı karşıtlık’ denir. ‘Ali Ahmet’in patronu’ ifadesi ‘Ahmet Ali’nin çalışanı’ anlamını; ‘Can Fatma’ya kitap verdi’ ifadesi de ‘Fatma Can’dan kitap aldı’ ifadesini içerir.

Eş Seslilik

  • Kimi sözcükler aynı ses ve yazı biçimde olmalarına rağmen birbirlerinden tümüyle bağımsız kavramsal içerek ve anlamsal özelliklere sahiptirler. Türkçede ‘yüz’ sözcüğünü ele alalım

  • Yüz sayı olarak organ olarak çeşitli anlamlar ifade edebilir yüzümü yıkadım yüz lira borç aldım örneklerinde olduğu gibi.

Çok Anlamlılık

  • Eğer bir sözcükten benzetme yoluyla başka anlamlar türetilirse ortaya çıkan sözcükler arasındaki ilişki çok anlamlılık ilişkisidir. Türkçede ‘burun’ sözcüğü aynı madde başında şu anlamlarla sunulmaktadır:

  • Burun, -rnu a. 1. anat. Alınla üst dudak arasında bulunan, çıkıntılı, iki delikli koklama ve solunum organı. 2. Bazı şeylerin ön ve sivri bölümü: “Kadıköy vapurunun güvertesinde, paltoma bürünmüş, gidip ta burna oturmuştum.” -H. Taner. 3. mec. Kibir, büyüklenme: Burnundan yanına varılmıyor. 4. coğ. Karanın, özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü

Eğretilime Bir kavramı başka bir kavrama benzeterek ifade edilmesidir. Örneğin Borç içinde yüzmek ifadesini ele alırsak borçlu olmanın miktarını anlatmak için denizin derinliği özelliğine başvurulmuştur.

Parça Bütün İlişkisi: Sözcüklerin bir bütün ile onun parçalarını göstermesi ile kurulan anlamsal ilişki. Eğer sözcükler bir bütün ile onun parçalarını gösteriyorsa kurdukları anlamsal ilişki parça-bütün ilişkisidir. Çatı ile ev, yüz ile göz, çerçeve pencere, kapak kitap

Ad Eksiltme Sözcükler arasında belli bir dizilimde parça-bütün, sahip olma- olunma, kapsama-kapsanma, gösterilen-sembol ilişkisine bağlı olarak yapılan eksiltmelerdir

Ankara kızgın, Çankaya açıklama yaptı cümlelerini örnek gösterebiliriz ( lisede gördüğümüz ad aktarmasıyla aynıdır. )