Yeni çalışmamız olan AÇIKBLOG projesine katılmak ve nasıl blog yazarı olabileceğinizi öğrenmek için hazırladığımız eğitim videosunu izleyin.

Açık Blog Duyurusu ve Kullanımı

 

Genel Dilbilim 2- 5. Ünite Özeti - 4.6 out of 5 based on 16 votes

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

Genel Dilbilim-2 / ünite-5

 

Edimbilim, 1930’larda Amerikalı felsefeciler Morris ve Peirce ile Viyana Çevresi felsefe ekolünden Alman asıllı felsefeci Carnap’ın çalışmalarıyla başlamıştır. Edimbilimi bir çalışlma alanı olarak ilk kez ortaya koyan bu felsefeciler, dilbilimin alt alanlarını şu şekilde ayırmışlardır: Sözdizim, dilsel işaretleri (sözcük gibi) birbirine bağlayan biçimsel ilişkilerin, anlambilim dilsel işaretler ile işaretlerin gönderimleri arasındaki ilişkilerin ve edimbilim dilsel işaretler ile bu işaretleri kullanan ve yorumlayanlar arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Edimbilim, anlamın önerme içeriğinden ayrı, bağlama dayalı anlam unsurlarını inceleyen bir daldır.

 

Alman felsefeci Gottlob Frege hem matematiksel mantık hem de dil çözümlemelerine aynı anda katkı sağlamıştır. Daha sonra dil felsefecileri Grice (1967), Austin (1962) ve Searle (1969) dilin formal mantık yöntemi aracılığıyla çözümlenmesine karşı çıkmışlar ve dil incelemelerinde salt mantıkçılığın yeterli olmadığını ve kişilerin niyet ettikleri anlamın da incelenmesi gerektiğini savunmuşlardır.

 

Edimbilim, dilbilimin diğer dallarına göre dilin daha çok iletişimsel boyutlarını inceler.

İletişim esnasında konuşucu ve dinleyici zihinlerinde birlikte çeşitli çıkarımlar da kullanarak birer bilişsel model oluştururlar. Brown ve Levinson’a (1987: 8) göre konuşulanın anlaşılması konuşucunun niyetinin dinleyicinin zihninde yeniden oluşturulmasıdır. Konuşucu ve dinleyicinin bilişsel modelleri ne kadar birbirine yakınsa iletişim o kadar başarılı; bu modeller birbirlerinden ne kadar farklı ise o kadar yanlış anlama söz konusu olur.

 

Bir dili konuşmak ve anlamak demek, sözdizim yapılarının edinçteki bilgisinin yanı sıra dili bağlam içinde ne şekilde kullanarak iletişimin başarıya ulaşacağını bilmek de demektir. Bu nedenle, Amerikalı toplum dilbilimci Dell Hymes (1974), Chomsky’nin edinç teriminin, dilin iletişimsel düzeydeki bilgisini de kapsayacak şekilde genişletilmesi amacıyla iletişimsel edinç kavramının gerekliliğini savunmuştur. iletişimsel edinç, dilin ses ve sözdizim yapılarının bilgileri yanı sıra bağlam içinde iletişim amacıyla uygun sözcelerin ne şekilde kullanılması gerektiği ve hangi sözcelerin hangi bağlamda uygun olacağı bilgisini içerir.

 

  • ANLAMBİLİM VE EDİMBİLİM

Tümce, önerme ve sözce terimleri, sırasıyla sözdizim, anlambilim ve edimbilimin inceleme konusu olan kavramlardır.

Tümce;özne ve yüklemden oluşan ve konuşucunun edincinde bulunan soyut kuramsal ve biçimsel bir yapıdır.

Önerme; Bir tümce kullanılarak ifade edilen ve konuşucu, dinleyici, yer ve zaman gibi dil dışı bağlamdan tümüyle bağımsız ve soyut bir anlambilimsel birimdir. Bir önerme, Frans›zca, İngilizce, İtalyanca, Türkçe ya da Japonca olabilir ama bunların hepsi aynı ifadeyi içeriyorsa aynı önermedir.

Sözce, Belli bir bağlam içinde, belli bir zamanda bir konuşucu tarafından dinleyiciye belli bir yerde söylenen sözcük, nida, onaylama sesleri, bir ifade gibi bir birimdir. Bir sözce, bir tümce olabildiği gibi “Evet”, “olabilir”, “ya”, “öyle mi?”, vs. gibi tek ya da birkaç sözcük ya da bir nidadan ibaret olabilir. Sözce, önermenin tersine somut edimbilimsel bir birimdir.

Hem tümce hem de önerme kuramsal soyut birimlerdir, oysa sözce somuttur.

Anlambilim, sözcük anlamını ve önermelerin doğruluk değerini; edimbilim ise konuşucunun sözcesinde dile getirmeyi amaçladığı anlamı incelemeye yöneliktir. Bir başka deyişle, edimbilimde sözcükler aracılığıyla dile getirilmeyen, yüzeyde görülmeyen anlam incelenir. Öyleyse, anlambilim dilsel anlamı, edimbilim ise konuşucunun sözcesini kullanırken bağlam içinde niyet ettiği anlamı inceler.

Anlam bilim ile edimbilim arasındaki fark; Anlambilim önermenin dilsel anlamını incelerken, edimbilim belli bir zaman diliminde, belli bir yerde belli bir kişi tarafından muhatabına yöneltilen bağlam içinde niyete dayalı anlamı inceler.

 

 

  • BAĞLAM

Edimbilim, dili gerçekleştirildiği bağlam kapsamında inceler.

Bağlam: Bir sözcenin içinde yer aldığı ve onun anlaşılmasında rol oynayan dil içi ve dil dışı unsurlardır.

Söylemsel Bağlam: bir sözcenin içinde yer aldığı sözlü söylem ya da yazılı metnin yakınında ya da uzağında bulunan her türlü dil öğesidir. Bir sözcenin hemen önünde ya da arkasındaki sözce, gönderimsel ifadeler (yani adıllar, işaret sıfat ve adılları), zaman ve kip kullanımları söylemsel bağlamın içindeki bazı öğelerdir.

Bilişsel bağlam: Konuşucu ve dinleyicinin dil kullanarak birlikte oluşturdukları, sürekli değişen, güncellenen bir bağlamdır. Konuşucu ve dinleyicinin paylaştıkları bilgi ya da “ortak zemin” üzerine yeni bilgiler eklenir.

Söylem varlığı, üzerinde konuşulan, sözü edilen öğedir. Söylem varlıkları, bilişsel bağlam ya da söylem modelinde, üzerine başka bilgiler asılacak askılar ya da içine yeni bilgi eklenen zihinsel dosyalar olarak görülebilir.

Durumsal Bağlam: Bir sözcenin içinde yer aldığı zaman, mekân ile konuşucu ve dinleyicinin kim oldukları gibi unsurlardır.

Sosyo-kültürel Bağlam: Sözcenin içinde yer aldığı sosyal ve kültürel unsurları içeren bağlamdır.

Grice, insanların genelde davranışlarını ve özelde dil kullanımlarını belirleyen ve insan aklı tarafından düzenlenen ve işlbirliği ilkesi adını verdiği düzenleyici kuralların varlığını önermiştir. İşbirliği ilkesinin alt ilkeleri ise şunlardır: Nicelik ilkesi, Nitelik ilkesi, Bağıntı ilkesi ve Tarz ilkesi.

 

  • İşbirliği lkesi (Grice, 1975):

Konuşmanın amaç ve hedefi doğrultusunda ve uygun yerinde konuşmaya olan

katkınızı beklendiği şekilde yapın.

 

  • Nicelik İlkesi:

a) Konuşmaya katkınızı (konuşmanın amacı doğrultusunda) yeterince bilgilendirici

olacak şekilde yapın

b) Konuşmaya katkınızda gereğinden çok bilgi vermeyin.

 

  • Nitelik İlkesi:

 Konuşmaya doğru katkı yapmaya çalışın.

a) Yanlış olduğuna inandığınız bir şeyi söylemeyin.

b) Yeterince kanıtınız olmadan bir şey söylemeyin.

Bağıntı İlkesi:

Konuşmanızı bağıntılandırın. (Diğer söylenenlerle ilişkilendirin). Örneğin, birisi size dün gördüğü bir filmden söz ederse siz de sinema ile bağlantılı konuşursunuz.

 

  • Tarz ilkesi:

 Açık olun.

a) İfadede belirsizliği önleyin.

b) Bulanık anlamlılığı önleyin.

c) Kısa ve öz konuşun .(gereksiz söz kullanıp lafı uzatmayın)

d) Düzenli olun.

 

  • SEZDİRİM

Sezdirim: AçIkça dile getirilmeyen ancak işbirliği ilkelerinden birinin çiğnenmesi ya da bu ilkelerin belli bir biçimde kullanılması sonucu ortaya çıkan örtük konuşucu anlamıdır.

Grice, sezdirimi ikiye ayırır: Geleneksel sezdirim ve konuşmaya dayalı sezdirim.

Geleneksel sezdirim:Sözcenin dilsel özelliklerinden ortaya çıkan örtük konuşucu anlamıdır.

Örnek:

a. Ayşe evlendi ve bebeği oldu.

b. Ayşe’nin bebeği oldu ve evlendi.

Örnek (a) ve (b)’deki sözceler aynı doğruluk değeri taşıyan önermeler içerseler de sezdirimleri farklıdır: (a)’da Ayşe önce evlenip sonra bebek doğurmuştur; (b)’de ise önce bebek doğurup sonra evlenmiştir.

 

Konuşmaya dayalı sezdirim:Belli bir bağlam içinde değerlendirildiğinde ortaya çıkan örtük konuşucu anlamıdır.

Konuşucu anlamı ikiye ayrılır: Söylenen ve sezdirilen. Söylenen dile getirilen, sezdirilen ise dile getirilmeyen anlamdır. Sezdirilen anlam geleneksel sezdirim ve konuşmaya dayalı sezdirim olarak ikiye ayrılır.

SORU-1:

Aşağdaki fıkradaki sezdirim nedir?

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:

- İstanbul trafiği hakkında ne düşünüyorsun?

Hoca:

- Tanrı’dan umut kesilmez, demiş.

CEVAP-1: Burada Nasreddin Hoca, doğrudan bağıntılı bir yanıt vermeyerek Bağıntı ilkesini çiğnemiştir. Ortaya çıkan konuşmaya dayalı sezdirim ise, İstanbul trafiğinin aslında çok ümitsiz olduğudur.

 

  • SÖZ EYLEM KURAMI

Söz Eylem Kuramı, kişilerin inanç, amaç, isteklerine dayalı niyetlerine bağlı olarak edimsel anlam taşıyan sözcelerin konuşucu ve dinleyiciyi eyleme geçiren etkilerini inceler. Söz Eylem Kuramı, İngiliz dil felsefecisi John Austin (1955, 1962) tarafı ndan ortaya konmuş ve daha sonra Austin’in Harvard Üniversitesi’nde öğrencisi olan Amerikalı felsefeci John Searle (1969) tarafından geliştirilmiştir.

Söz eylem:söz verme, selamlama, emretme, bilgilendirme, uyarma, tehdit etme, iltifat etme, vs. gibi dil aracılığıyla gerçekleştirilen eylemlere verilen addır.

Austin doğruluk değeri taşıyan ve doğruluk değeri taşımak zorunda olmayan sözceler arasındaki ayrıma dikkat çeker:

a. Bugün yağmur yağdı.

b. Seninle iddiaya girerim ki yarın yağmur yağacak.

c. Servetimi eğitim kurumlarına bağışlıyorum.

d. Toplantıya zamanında geleceğime söz veriyorum.

e. Sizi karı koca ilan ediyorum.

f. Seni işten atıyorum.

g. Özür dilerim.

h. Çok teşekkür ederim.

i. Buraya gel.

 

Saptaycı sözce: Austin, doğruluk değeri taşıyan bir önermesi olan ve bildirmek amacıyla kullanılan sözcelere saptayıcı sözce adını verir.

 

Edimsel sözce: Bir söz söyleyerek aynı anda bir işi gerçekleştirmek için kullandığımız sözceler, edimsel sözceler, bunu açıkça dile getirmek için kullandığımız eylemler ise edimsel eylemlerdir: Söz vermek, sormak, ilan etmek, vs. gibi.

 

Edimsel eylem: Söylendiği zaman bir söz eylemi, bir edimi gerçekleştiren eyleme edimsel eylem denir. Örneğin, “teşekkür ederim” dediğimizde bu sözce aracılığıyla teşekkür etme edimini de gerçekleştirmiş oluruz. Di¤er edimsel eylemlerden bazıları, davet etmek, rica etmek, ilan etmek, protesto etmek, gibi eylemlerdir.

 

EK BİLGİ : Söz Eylem Mutluluk Koşulları (Austin, 1962)

Sözcenin mutlu olabilmesi için gerekli koşulları Austin şu şekilde sıralar:

A.1. Belli koşullar altında belli kişiler tarafından dile getirilen sözlerin kabul edilmiş geleneksel usulleri olmalıdır.

A.2. Belirli kişiler ve içinde bulunulan belirli koşullar o edimin yürütülmesi için uygun olmalıdır.

B.1. Prosedür tüm kişilerce uygun ve

B.2. eksiksiz biçimde yürütülmelidir.

C.1. Edimi gerçekleştirmeye yönelen insanların duygu ve düşünceleri o prosedürü gerçekleştirmeye

hazır olmalıdır.

C.2. Ve bu edimler eksiksiz biçimde gerçekleştirilmelidir.

 

Tümceler, dilbilgisel açıdan kuralsız ise (*) kullanılır, edimbilimde ise mutsuz/uygunsuz sözce için (#)işaretini kullanmak gelenektir.

 

  •   SÖZ EYLEMİN BİLEŞENLERİ:

1-)Düzsöz eylemi: Bir sözceyi, ses, sözcük ve tümce olarak dilbilgisel kurallara uygun bir biçimde dile getirme edimidir.

2-)Edimsöz eylemi: Sözceyi kullanarak gerçekleŞtirilmek istenen amaca edimsöz denir. Örneğin birisini yemeğe davet etme amacını bir sözce ile dile getirmek bir edimsöz eylemidir.

3-)Etkisöz eylemi: Sözce kullanıldığı zaman konuşucuya da dinleyici üzerinde bıraktığı duygusal, bilişsel ya da onun belirli bir şekilde harekete geçmesini sağlayan etkidir.

Söz eylemin bileşenlerini aşağıdaki örneği kullanarak açıklayabiliriz:

Örnek: Saat 10’da okula gel.

Düzsöz eylemi Konuşucunun dilin ses, sözdizim, vs. kurallarını kullanarak “Saat 10’da okula gel”               sözcesini dile getirmesi

Edimsöz eylemi “Saat 10’da okula gel” sözcesini dile getirerek konuşucunun buluşmak için davet ya da emir gibi bir edim gerçekleştirmesi

Etkisöz eylemi “Saat 10’da okula gel” sözcesinin dinleyicinin üzerinde bu işi gerçekleştirmesi

doğrultusunda yaptırım gücü

Dolaysız ve Dolaylı Söz Eylemler

Searle (1975) söz eylemleri dolaysız ve dolaylı söz eylemler olarak ikiye ayırmıştır. Açıkça dile getirilen söz eylemlere dolaysız söz eylemler, edimin açıkça dile getirilmediği durumlardaki söz eylemlere ise dolaylı söz eylemler denir. Dolaylı söz eylemde konuşucu dinleyiciye paylaştıkları bağlama bağlı olarak onun akılcı yetilerine güvenerek çıkarımda bulunması amacıyla bir söz eylem iletir.

Dolaysız söz eylemlerin bir tek anlamı vardır; oysa dolaylı söz eylemlerde çoklu anlam söz konusudur.

 

Edimsözlerin Sınıflandırılması

Searle (1976) edimsözün amacı, sözcenin dünya ile bağlantısı ve konuşucu ve

dinleyicinin psikolojik/bilişsel durum ölçütlerini kullanarak söz eylemleri sınıflandırır. Searle, edimsöz sınıflamasında bu üç ölçütü kullanır:

• Edimsözün amacı: Örneğin rica etmek ve emretmek aynı edimsöz amacı taşırlar: Karşıdaki kişinin bir şekilde bir iş yapmasını sağlamak

• Sözler ile gerçek dünya arasındaki bağlantı

• Sözlerimizle ifade ettiğimiz bilişsel/psikolojik durum

 

Searle bu ölçütleri kullanarak beş çeşit söz eylem grubu önerir:

İddia ifadeleri: Konuşucunun bir olay, varsayım, düşüncesini dile getirdiği sözcelerdir.

Yönlendirici: Karşıdaki kişiye belli oranda talimat vermek için kullanılan ve etkisöz gücü karşıdaki kişiye bir iş yaptırmak olan sözcelerdir. Emretmek, rica etmek, yalvarmak vb.

Yükümleyici: Konuşucu gelecekte gerçekleştirmeye yönelik bir yükümlülüğü üstlendiğinde bu edimsöze yükümleyici denir: Söz vermek, yemin etmek, garanti etmek, temin etmek, tehdit etmek, istifa etmek, vs.

Yansıtıcı: Konuşucu içtenlikle ya da içtensiz olarak bir psikolojik durumunu dışa vurur: teşekkür etmek, başsağlığı dilemek, mutluluk dilemek, teselli etmek, tebrik etmek, vs.

İlan edici (Bildirici): Bu edimsözler aracılığıyla dünyada bir durum değişikliğine yol açılır: Seni işe alıyorum, Bu bebeğin adını “Gülsüm” koyuyorum, vs. gibi.

Hazırlayan: Fikran Karaca

Düzenleyen:Dilek Bucak

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile